Nükleer Kalkan Resmen Kalktı
Gündem2/5/2026

Nükleer Kalkan Resmen Kalktı

New START Anlaşması Sona Erdi

Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana küresel güvenliğin en önemli sigortalarından biri olarak kabul edilen ve Washington ile Moskova arasındaki nükleer dengenin temelini oluşturan New START Anlaşması, bugün (5 Şubat 2026) itibarıyla resmen tarihe karıştı. Yarım asırdır devam eden nükleer sınırlandırma ve karşılıklı denetim mekanizmasının sona ermesiyle birlikte dünya, Soğuk Savaş yıllarını aratmayacak denetimsiz bir silahlanma yarışı riskiyle karşı karşıya kaldı.
Dünyanın en büyük iki nükleer süper gücü olan Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya Federasyonu, 1972 yılından bu yana ilk kez birbirlerinin nükleer cephanelikleri üzerinde hiçbir denetim, kısıtlama, veri paylaşımı veya şeffaflık mekanizması bulunmadan karşı karşıya geliyor. New START Anlaşması sayesinde bugüne kadar sınırlandırılan uzun menzilli nükleer başlıklar ve fırlatma sistemleri, artık herhangi bir uluslararası bağlayıcılığı olmayan bir döneme girdi. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre, 2025 yılı sonu itibarıyla Rusya'nın envanterinde 5 bin 459, ABD'nin envanterinde ise 5 bin 177 nükleer savaş başlığı bulunuyor. Bu iki ülke, dünyadaki nükleer silahların yüzde 90'ından fazlasını elinde tutuyor.

Anlaşmanın Tarihi Süreci

Nükleer silahsızlanma tarihi, 1970'lerde iki süper gücün dünyayı yok etme kapasitesine sahip olduğu "karşılıklı garantili imha" doktrininin yarattığı korkuyla başladı. İlk ciddi adım 1972'deki SALT-I görüşmeleriyle atıldı ve füzelerin dondurulması hedeflendi. Ardından 1991 yılında, Soğuk Savaş'ın bitimine aylar kala Ronald Reagan döneminde temelleri atılan ve George H.W. Bush ile Mihail Gorbaçov tarafından imzalanan START I antlaşması geldi. Bu anlaşma, tarihin en karmaşık silah kontrol mekanizması olarak kayıtlara geçti.
Bugün sona eren New START Anlaşması ise 2010 yılında dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev tarafından Prag’da imzalanmıştı. İlişkilerde "reset" (yeniden başlatma) umuduyla hayata geçirilen bu antlaşma, her iki tarafa da 1.550 konuşlandırılmış nükleer savaş başlığı ve 800 fırlatma sistemi sınırı getiriyordu. Ancak 2021'de Joe Biden ve Vladimir Putin tarafından uzatılan süre, 2026'nın 5 Şubat günü itibarıyla doldu.

Müzakereler Neden Tıkandı?

Sürecin tıkanmasındaki en büyük etken, değişen jeopolitik dengeler ve ABD yönetiminin değişen stratejisi oldu. Rusya, Eylül 2025’te müzakerelere zaman tanımak amacıyla anlaşmayı bir yıl daha tek taraflı olarak uygulama teklifinde bulunsa da Beyaz Saray’dan olumlu bir dönüş alamadı. ABD Başkanı Donald Trump, sadece iki ülkeyi kapsayan bir anlaşmanın günümüz dünyasını yansıtmadığını savunarak, masaya Çin’in de mutlaka dahil edilmesini şart koştu.
Pekin yönetimi ise yaklaşık 600 savaş başlığına sahip olduğunu, buna karşılık ABD ve Rusya'nın 5 binin üzerinde başlığı bulunduğunu belirterek, "eşit olmayan şartlarda" aynı masaya oturmayı kesin bir dille reddetti. Trump’ın "Eğer süresi doluyorsa dolar, biz daha iyisini yaparız" şeklindeki yaklaşımı, küresel güvenlik uzmanları tarafından son derece riskli bir kumar olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, New START Anlaşması olmadan geçecek her günün, küresel güvenlik mimarisinde onarılması güç hasarlar bırakacağı görüşünde birleşiyor.

Yeni Nesil Tehditler

Anlaşmanın yenilenmemesinin bir diğer nedeni de teknolojinin nükleer caydırıcılık kavramını değiştirmesi oldu. Rusya, son yıllarda New START Anlaşması kapsamına girmeyen yeni nesil silahlar geliştirdi. Bunlar arasında hipersonik "Oreshnik" füzeleri ve nükleer kapasiteli otonom su altı dronu "Poseidon" öne çıkıyor. ABD tarafı ise Trump’ın önerdiği uzay tabanlı nükleer füze savunma sistemi "Altın Kubbe" (Golden Dome) projesiyle stratejik dengeyi değiştirmeyi hedefliyor. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergei Ryabkov, ABD’nin Grönland gibi stratejik bölgelere füze savunma sistemleri yerleştirmesi durumunda askeri önlemlerle karşılık vereceklerini ilan ederek gerilimi tırmandırdı.

Nükleer Testler Başlıyor

Anlaşmanın sona ermesine giden süreçte, Ekim 2025'te yaşanan gelişmeler iplerin koptuğunun habercisiydi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 29 Ekim'de yaptığı açıklamada, "kıyamet silahı" olarak bilinen Poseidon torpidosunun başarıyla test edildiğini duyurdu. 100 megatonluk nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip bu silahın, okyanusta radyoaktif tsunamiler yaratarak kıyı şehirlerini yıllarca yaşanmaz hale getirebileceği belirtiliyor. Bu test, NATO'nun "Skyfall" adını verdiği sınırsız menzilli Burevestnik füzesinin denenmesinden hemen sonra geldi.
Bu hamleye ABD'den yanıt gecikmedi. Başkan Trump, 29 Ekim'de sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, ABD'nin 1992 yılından bu yana uyguladığı nükleer test moratoryumunu fiilen sona erdirdi. Trump, Savaş Bakanlığı’na nükleer silah testlerine başlama talimatı vererek, 33 yıllık sessizliği bozdu. Bu karşılıklı adımlar, New START Anlaşması sonrası dönemin ne kadar tehlikeli olabileceğinin bir provası niteliğindeydi.

Avrupa’nın Nükleer Endişesi

ABD ve Rusya arasındaki nükleer kalkanın kalkması, en çok Avrupa başkentlerinde endişe yaratıyor. Washington'ın nükleer şemsiyesinin artık Avrupa’yı kayıtsız şartsız korumayabileceği korkusu, kıta Avrupası'nı kendi başının çaresine bakmaya itti. Almanya Başbakanı Friedrich Merz, bu yeni tehdit algısı karşısında Fransa ve İngiltere ile temaslarını sıklaştırarak yeni bir Avrupa nükleer savunma hattı oluşturulması üzerine yoğun diplomasi trafiği yürütüyor. Merz hükümeti, ABD seçimleri sonrası değişen transatlantik ilişkilerde Almanya'nın güvenliğini şansa bırakmak istemiyor.
Eski ABD Başkanı Barack Obama, on yıllar süren diplomasinin silinip atılmasının dünyayı daha az güvenli hale getireceği uyarısında bulunurken; Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Vekili Medvedev, alternatif bir mekanizma olmadan bu sürecin bitmesinin "Kıyamet Saati"ni hızlandıracağını vurguluyor. 5 Şubat 2026 tarihi, küresel güvenlik için belirsizliğin ve yüksek riskin başladığı gün olarak tarihe geçti.