OKAF
İran-İsrail Savaşı Tezi

İran-İsrail Savaşı Tezi

İran-İsrail savaşı üzerine yapılan bir değerlendirme, çatışmanın jeopolitikten çok Tevrat’taki Amalek, Ester ve Gog-Magog anlatılarıyla ilişkilendirilen dinsel-eschatolojik hedeflerle okunduğunu savunuyor.

İran-İsrail savaşı: “Tevrat’tan beslenen siyasi proje” iddiası

İran-İsrail savaşı ve bölgedeki gerilim, çoğu analizde enerji güvenliği, Hürmüz Boğazı’nın olası etkileri ve güç dengeleri üzerinden okunuyor. Ancak bir değerlendirmede, mevcut çatışmanın “klasik jeopolitik çıkar” kalıplarının ötesinde, Tevrat’taki bazı anlatıların siyasal bir hedef setine dönüştürülmesiyle bağlantılı görüldüğü öne sürülüyor.
Metinde, İsrail’in başlattığı ve ABD’nin de dahil olduğu belirtilen sürecin; rasyonel güvenlik hesaplarından ziyade, dini-eschatolojik (kıyametçi) bir perspektifle hareket eden çevrelerin etkisiyle şekillendiği iddia ediliyor. Bu yaklaşımın üç ana dayanak olarak “Amalek”, “Ester” ve “Gog ve Magog” anlatılarına yaslandığı savunuluyor.

1) “Amalek” anlatısı ve siyasi atıflar

Değerlendirmede, Tevrat’ın bölümlerinden biri olan Çıkış kitabında “Amalek”in, Mısır’dan çıkan İsrailoğullarına saldıran bir topluluğun kurucu adı olarak geçtiği hatırlatılıyor. Metinde, Tesniye (Deuteronomy) 25:17-19 ve Samuel 15:3’te Amalek’e karşı “tamamen yok etme” emrinin yer aldığına işaret ediliyor.
Bu çerçevede, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Ekim 2023’te Gazze’ye yönelik operasyonlar sırasında “Amalek” vurgusu yaptığı; ayrıca Mart 2026’da İran’a ilişkin bir konuşmada da aynı anlatıya atıfla “Hatırlıyoruz ve harekete geçiyoruz” minvalinde bir ifade kullandığının ileri sürüldüğü aktarılıyor. Yazı, bu tür atıfların, dini metinlerin güncel güvenlik politikasıyla ilişkilendirildiği bir çizgiye işaret ettiğini iddia ediyor.

2) Ester kitabı: “Pers sarayı” hikâyesi üzerinden İran bağlantısı

İkinci başlık olarak Ester kitabına geçiliyor. Değerlendirmede, Amalek soyuyla ilişkilendirilen Haman’ın Pers İmparatorluğu sarayında “vezir” konumuna yükseldiği; Ester’in kraliçe olduğu; Mordekay’ın Haman’a boyun eğmemesi üzerine Yahudilere yönelik bir imha planının gündeme geldiği ve sonrasında olayların tersine dönerek Yahudi toplumunun düşmanlarını etkisiz hale getirdiği anlatısı özetleniyor. Bu olayın Purim bayramında anıldığı belirtiliyor.
Yazı, bu tarihsel-dini anlatıyı güncel döneme bağlarken, İsrail istihbaratının İran içindeki etkinliğine dair iddiaları da hatırlatıyor; İsrail’in Tahran’a karşı “etkili operasyonlar” yürütebilmesini, İran’daki “sızma/penetrasyon” tartışmalarıyla ilişkilendiriyor. Bu bölümdeki bağlantılar, metinde bir yorum çerçevesi olarak sunuluyor.

3) Gog ve Magog: “Koalisyon savaşı” okuması

Üçüncü dayanak olarak Hezekiel (Ezekiel) kitabındaki “Gog ve Magog” anlatısı aktarılıyor. Değerlendirmede, “yeniden kurulan İsrail’e karşı pagan ulusların birleşik saldırısı” teması üzerinden, güncel çatışmada iki bloklu bir tasvir yapıldığı ileri sürülüyor: Bir tarafta İsrail ve onu destekleyen Hristiyan Siyonist çevreler; diğer tarafta İran ve ona yakın durduğu belirtilen Rusya ve Çin.
Metinde, Rusya’nın ağırlıklı olarak Ortodoks Hristiyan nüfusa sahip çok dinli bir yapı olduğu; Çin’de Budizmin önemli yer tuttuğu; İran’ın İslam Cumhuriyeti olmakla birlikte kadim unsurlar (örneğin Zerdüştlükten izler) barındırdığı ve Nevruz gibi geleneklerin bu sürekliliği gösterdiği belirtiliyor. Hürmüz Boğazı adının da Zerdüştlükteki “Hormoz/Ahura Mazda” anlatılarıyla ilişkilendirildiği hatırlatılıyor.
Buna rağmen yazı, Çin’in pragmatik tutumu ve Rusya-İsrail arasındaki toplumsal bağlar nedeniyle Pekin ve Moskova’nın İsrail’e doğrudan karşı konumlanmayabileceğini savunuyor. Ancak aynı metinde, İsrail ve ABD’deki bazı Siyonist çevrelerin çatışmayı bu “mitolojik/eschatolojik” şemayla okumaya daha yatkın olduğu iddia ediliyor.

ABD’deki söylemler ve “teokrasi” tartışması

Değerlendirmede, Batı ana akım medyasında İran’ın sıklıkla “teokrasi” olarak tanımlandığı, İsrail’in ise “Orta Doğu’nun tek demokrasisi” şeklinde anıldığı hatırlatılıyor. Buna karşılık metin, İsrail-ABD hattında da dini referansların siyasete etkisini vurgulayan örnekler bulunduğunu öne sürüyor ve bazı ABD’li isimlerin İsrail’in kuruluş sürecini “mucize” olarak nitelendiren açıklamalarına atıf yapıyor. Yine benzer şekilde, bazı ABD’li yetkililerin İsrail’in bölgesel hedeflerine ilişkin genişletici ifadeler kullandığı iddiası aktarılıyor.
Sonuç bölümünde ise yazı, çatışmanın arka planında üç hedefin belirleyici olduğu görüşünü dile getiriyor: “Büyük İsrail” fikri, “tapınağın yeniden inşası” ve “Mesih’in gelişi.” Metin, bu yaklaşımın İsrail’i “gizli teokrasi” olarak konumlandırdığı bir tezle tamamlanıyor; İran’ın üstünlük sağlaması halinde dahi, İsrail’in kendisini desteklemeyen aktörleri “Gog ve Magog” çerçevesinde görmeye devam edebileceği iddiası dile getiriliyor.

Benzer Haberler

Konuyla ilgili birkaç güncel haberi daha okumaya devam edin.