İlk Adım'ın Yorgun Dizleri
Köşe Yazısı3/22/2026

İlk Adım'ın Yorgun Dizleri

Merhaba kıymetli dostlar, sabahın köründe o rızık telaşıyla yollara düşenler, dükkânın kepengini "Ya Nasip" diyerek açan emektar abilerim, ablalarım...
Şimdi takvimler 2026’nın Mart ayını, Karadeniz'in o deli dolu baharını gösteriyor. Şehrin üstünde bir bayram huzuru var gibi ama biliyorum, sizin için mesele o kadar da "tatlı" değil. Karadeniz’in dalgası durulunca deniz süt liman olur da, Samsunlunun geçim derdi, yol çilesi pek öyle kolay durulmaz.
Şöyle bir başımızı kaldıralım, şu her gün önünden geçtiğimiz ama telaştan göremediğimiz Samsun’a bir bakalım.
Evvela şu trafik meselesi… Hani o kırmızı ışıkta beklerken, direksiyon başında memleket kurtardığımız o bitmek bilmeyen dakikalar var ya; işte o dakikalar bizim ömrümüzden gidiyor. Bir yerden bir yere gitmek, sanki bir kıtadan öbürüne göç etmek gibi oldu. O kırmızı ışık yanarken yan koltuktakiyle dertleşip, yeşil yanınca "Hadi hayırlısı" diyerek gaza bastığımız her an, aslında bu şehrin yorgunluğunu sırtımızda taşıyoruz.
Ve o iki devasa ova; Bafra, Çarşamba… Toprak hala bereketli, toprak hala cömert. Ama toprağa küsen çiftçinin gönlünü almak, sadece yağmurun işi değil. Bizim o bereketli ovalarımız, Karadeniz’in mutfağıdır. O mutfakta tencere kaynamazsa, şehirde kimsenin karnı tam doymaz.
Sözün özü, Samsun bir "ilk adım" şehridir, bir umut başlangıcıdır. Ama o ilk adımı atanların torunları olarak, bugün yollarda beklerken, dükkân taşırken, tarla sürerken biraz daha yoruluyoruz. Bu şehir kağıt üzerinde yönetilirken, biz hayatın tam ortasında, o rüzgarın sertliğini yüzümüzde hissediyoruz.
Bizim derdimiz bağcıyı dövmek değil, o üzümü hep beraber, trafiğe takılmadan, huzurla yiyebilmek.
Hadi kalın sağlıcakla, denizin tuzu, toprağın bereketi üstünüzden eksik olmasın...